15 Mayıs 2012 Salı

Püsküllü Deve | Samed Behrengi


Cihat Albayrak okudu, yorumladı, alıntıladı.


Bu kitabı satın almak için tıklayın!


Püsküllü Deve, özetle, küçük bir çocuğun, bir oyuncakçının önünde gördüğü oyuncak deveye sahip olma çabasını anlatıyor. 'Sahip olma' ifadesi aslında çocuğun hissiyatını karşılamıyor. Çünkü, kitapta, çocuk (Latif) deve ile arkadaş olarak anlatılıyor. Latif'in hayal dünyasına ve rüyalarına yer veren bu metinlerde, Latif deve ile gezintilere çıkıyor, karnını doyuruyor, öteki oyuncak hayvanlarla konuşuyor ve daha neler neler... Devenin fiyatı çok yüksek olduğu için, ona sahip olamayacağını biliyor ve bu nedenle hayal gücünü kullanarak onunla, gerçek hayatta yapamadıklarını yapıyor. 


Küçükken, hepimiz bazı oyuncaklara sahip olmayı istemişizdir. İçine doğduğumuz aileler zengin de olsalar, fakir de; bütün çocukların sahip olmayı isteyip de sahip olamadıkları oyuncalar olmuştur muhakkak. Çünkü, sahip olmayı istediğimiz neredeyse her şeyi, zaten sahip olduğumuz şeyler belirler. Bir çocuk örneğin, bir sokak çocuğu, bir aileye sahip olmayı düşler. 

Bu bağlamda şöyle dizelere sahiptir İbrahim Tenekeci:  


yoksun ya, bezden anne yapıyor öksüz
öpmek için kendisine

Bu kitabı satın almak için tıklayın!


Ben, bisiklet istemiştim hep. Çok basit, dünyanın hemen her şehrinde, her çocuğun hayatında en az bir kere, ebeveynlerinden istediği bir şey... Benimse, bisiklette diretmemin bir nedeni vardı elbette. Küçükken, dayım bana bir bisiklet hediye etmiş. Ve ben o bisiklete bindiğim için, fıtık olmuşum. Ameliyatı hatırlıyorum. Bisikleti ailemin çöpe attığını da. Sonrasında yıllarca bisiklete binmedim ve öteki çocukları kıskanıp durdum. Bu yüzden, sanırım, Latif'in Püsküllü Deve'si ile aynı önemde ve ulaşılmazlıktaydı benim istediğim kırmızı bisiklet.

Oldum olası, resimli çocuk kitaplarını çok sevmişimdir. Evet, bir bakıma resimlerle karakterlerin tasvir edilmiş olması bizim hayal gücümüzü sınırlıyor, görselleştirme yaparak kendi hayal dünyamızda o kitabı gerçek'leştirmemize engel oluyor; ama öte yandan renkli ya da renksiz çizimlerle, kitabın zaten ço kgüzel bir şekilde işlenmiş olması, bizim o kitapla çok daha rahat bağ kurmamıza yarıyor. Böylelikle, karakterlerin yürüdüğü yollarda yürüyebiliyoruz, onların sevinç ve heyecanlarını paylaşıyor ve üzüntülerine şahit olabiliyoruz.

Bir de sanırım bu tür kitapları çok seviyor olmamın nedeni, henüz okuma yazma bilmiyorken, bu tür kitapların sayfalarını karıştırıp, içinde neler yazdığını tahmin etmeye çalışmamdır. Bir çocuk için, harikulade bir deneyimdir bu. Aileler çocuklarına, okul çağından çok önceleri böylesi kitapları sunmalı ve gelişimlerini bu kitaplarla desteklemeliler diye düşünüyorum.
Latif fakir bir babanın çocuğu. Tahran'a babası ile birlikte, annesi ve kardeşlerini geride bırakarak, çalışıp para kazanmak için geliyor. Patates vb şeyler satıyorlar. En azından kendi çocukluğum ile karşılaştırınca, inanılmaz bir yoksulluk içerisinde yaşadığını söyleyebilirim Latif'in. Öyle ki, kitapta geçen ve farklı bir yayınevinden çıkan kitabın kapağında da görülebilecek bir olay var çocukların başından geçen. Bir arkadaş grubu var Latif'in. Bunların bir kısmı 'kötü çocuklar' tabii ki. İyi karakterlerin olduğu her eserde mutlaka kötüler de bir miktar tasvir edilmiştir. Bu çocuklar bir gün sokakta karşılaşıyorlar ve birkaçının ayağında ya hiçbir şey yok ya da yırtık ve eskimiş ayakkabılar var. Ama bir çocuğun ayakkabılarının simsiyah olduğunu ve parladığını fark ediyorlar. Sonra bu çocuğu hırsızlıkla suçlayacakken, bunun bir şaka olduğunu ve çocuğun çıplak ayaklarını siyah boya ile boyadığını fark ediyorlar. Böylesi bir olayı hayal mi etti Behrengi, yoksa kişisel hayatında birle bir şey ile karşılaşmış mıydı bilemiyorum, ama şurası açık ki, böyle bir şeyin hayal edebilmesi için bile büyük yoksulluk çekmiş olması ya da en azından böyle bir yoksulluğa şahit olması gerekir insanın.


Çocukların, dünyanın hakimiymiş gibi davranmalarını, hissetmelerini çok seviyorum ben. Bu yüzden özlüyorum çocukluğumu. Hakimi olmak derken, aşırı bir sahiplenmeyi kastetmiyorum. Çocuklar dünyayı çok güzel paylaşabilirler. Suyu akmayan bir su kanalında Latif ve arkadaşlarının yorgunluklarını atmak için uyuması mesela, beni çok heyecanlandıran bir kısmıydı kitabın.


Bir de, ayran satan bir arkadaşı vardı Latif'in. Her gün, o arkadaşlarının yanına gidip bedava ayran içtiklerinden bahsediyordu yazar satır aralarındaki diyaloglarda. Ayran satan bir arkadaşının olması bir çocuğun ve buna büyük bir zenginlikmiş gibi sevinmesi bir çocuğun.


Aidiyetlerimizi gözden geçirmenin ve sahip olamadıklarımız için üzülmeyi kesmenin vakti gelmedi mi sizce de?


Bu kitabı satın almak için tıklayın!
Kitaptaki bir ayrıntı beni çok düşündürmüştü. Oyunca dükkanının sahibi olan adam, Latif ve arkadaşlarına dilenciymişler gibi davranıyordu. Ben, bazı işlerin ticaret mantığı ile yapılmamasını savunurum hep. Çocukların hayatlarına dokunan tüm işlerde geçerlidir bu kural. Bir oyuncakçı, parası olanları değil, tüm çocukları sevmelidir mesela. Sattığı oyuncakları da en az çocuklar kadar sevmelidir. Latif'in devesi bir zengin çocuğuna satılırken, nasıl ağladığını, ardından nasıl gözyaşı döküp, devesi götürülürken arabanın arkasından nasıl koştuğunu Behrengi öyle dramatik anlatıyor ki... Çocuklar pahalı şeyler istemezler. Buna ihtiyaçları yoktur. Çocuklar içine sevgi kattıkları şeyleri zenginleştirirler. Büyükler bunu fark edemezler.
Ben pek çok açıdan dopdolu bir içeriğe sahip olduğunu düşünüyorum bu kitabın. Adı çocuk kitabı olan ancak büyük'lerin metnin doğru okumasını yapabileceğini düşünüyorum. Kitabın, farklı yayınlardaki arka kapaklarında yazılanları paylaşıyorum. Bunlardan biri Behrengi'nin sözleri, bir öteki kitaptan bir alıntı.
Sevgili çocuklar, bu masalı, masaldaki çocuğa öykünesiniz diye yazmadım. İstedim ki, ülkemin çocuklarını daha yakından tanıyasınız; o yoksul çocukların dertlerini acılarını bilesiniz; bu dertlerin, acıların nasıl giderileceği konularında düşünesiniz. Amacım buydu.' İran'lı ünlü masalcı Samed Behrengi, bu masalı için böyle bir açıklama yapıyor. Püsküllü Deve adıyla sunduğumuz bu masal, yazarın en sevilen masallarından biri. Bu masalda, babasıyla büyük kente gelen küçük yoksul bir çocuğun, büyük bir oyuncak mağazasının vitrininde duran kocaman bir oyuncak deveyla olan dostluğu dile getiriliyor. Hiçbir zaman o deveye sahip olamayacak olan küçük çocuklar, oyuncak püsküllü deve arasında geçen bu güzel serüveni severek: sakın masaldaki çocuğa benzemeye kalkışmayın.
[Arka Kapak]
Azeri asıllı İranlı yazar Samed Behrengi (1939-1967), kısa süren yaşamı boyunca köy öğretmenliği yapmış, halk masallarını ve efsaneleri derlemiş, yeniden yorumlamıştır. Yazdığı çocuk hikâyeleriyle ise başka bir dünyanın mümkün olduğuna işaret etmiş, bu yönüyle çocuk edebiyatının niteliğini artırarak hem çocukların hem büyüklerin gönlünde taht kurmuştur.
Babasıyla birlikte Tahran'ın yoksul mahallelerinden birisinde yaşayan küçük bir çocuğun tüm hayali, her gün önünden geçtiği oyuncakçı dükkânının vitrininde duran oyuncak bir devedir. İstese de ona sahip olması güçtür. Bu yüzden düşlerinde oyuncak deve ile arkadaş olur, birlikte gerçekte gidemedikleri yerlere yolculuk ederler. 
Hangi çocuğun sahip olmak istediği ama ulaşamadığı oyuncakları olmamıştır ki? 
İşte o oyuncakların görüldüğü düşler, en güzel düşlerdir.
          [Arka Kapak]
Deve, taraçanın altına gelince yataktan kalktım, yukarıdan atlayıp devenin sırtına oturdum ve gülerek ona, 'Zaten sırtındayım neden bağırıyorsun?' dedim. 
Deve, beni görünce pek sevindi, ağzına bir parça sakız koydu, bir parça da bana verdi ve yola koyulduk. Çok gitmeden deve bana dedi ki: 'Mızıkanı da getirdim. Al da çal!' 
[Alıntı]
Sevgili çocuklar, bu masalı, masaldaki çocuğa öykünesiniz diye yazmadım. İstedim ki, ülkemin çocuklarını daha yakından tanıyasınız; o yoksul çocukların dertlerini acılarını bilesiniz; bu dertlerin, acıların nasıl giderileceği konularında düşünesiniz. Amacım buydu.
[Behrengi]
Bu kitabı satın almak için tıklayın!


Samed Behrengi'ye ait Püsküllü Deve adlı kitabı satın almak için aşağıdaki bağlantıları kullanabilirsiniz:



İnternette ufak bir araştırma yapınca, Behrengi'nin Türkiye'de de çok sevilen çocuk kitaplarının yazarı olduğunu öğrendim. Bu kitaplarla ilgili birkaç görsel paylaştım bu yazımda. Ayrıca, yazarın kısa süren yaşamı hakkında ufak bir metin de iliştiriyorum yazıma:

Samed Behrengi Kimdir?


Samed Behrengi (Fars:صمد بهرنگیAzerbaycanSəməd Behrəngi; 24 Haziran, 1939;Tebrizİran Şahlığı; ö. 31 Ağustos, 1967; Aras NehriAzeri asıllı İranlı öğretmen ve çocuk hikâyeleri ile halk masalları yazarı-derleyicisi.


Babasının adı İzzet, annesinin adı Sara idi. İran genelinde seyahatler ile Fars ve Azeri halk kültürü üzerine incelemeler yaptı. Halkın dilinde dolaşan masalları, söylenceleri derledi, yorumladı, yeniden yazdı. Bunları derlemenin yanı sıra, çocuk öyküleri yazdı. Ne var ki kimilerince çocuk öyküleri olarak görülen bu yapıtlar kimilerince de İran ve diğer dünya halklarına, adaleteşitlik, dogmayı sorgulama, direnebilme gibi öğütlerde bulunan metinlerdir. Zamanının Şah yönetimine karşı masal ve hikâyeler yazarak karşı koymaya çalışmış, başkaldırmıştır.Samed Behrengi öğretmen okulunda okumuştur. Öğrenimini tamamladıktan sonra köy okullarında öğretmenliğe başlamıştır. Kısa hayatı boyunca her zaman çocuklara hayatı anlatmaya çalışmış ve öğretmenlik görevinde kalmıştır.
Samed Behrengi (1967) 29 yaşındayken şüphe uyandıran bir biçimde Aras Nehri'nde ölmüştür. Yüzerken boğulduğu söylentisi yayılsa da buna kimse inanmadı, çünkü Behrengi, yazdığı masallarla, ülkesinin başına çöreklenmiş Şahlık düzenini açıkça eleştiyor, her türlü baskı yönetimine karşı çıkıyordu. Bu yüzden suikaste uğradığı düşünülmektedir.Yapıtları onlarca dile çevrilmiştir.
Bu kitabı satın almak için tıklayın!
Eserleri:
Bir Vardı Bir Yoktu
Bir Şeftali Bin Şeftali
Küçük Kara Balık
Yıldız Ve konuşan Bebek
Yıldız'ın Kargaları
Pancarcı Çocuk
Kel Güvercinci
Ulduz ve Kargalar
Bir Günlük Düş ve Gerçek
Köroğlu Geliyor
Püsküllü Deve
Sevgi Masalı
Bir Aşk Masalı
Ah Masalı
İnatçı kediler

Kaynak: Wikipedia


Bu kitabı satın almak için tıklayın!

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...